Dolandırıcılık, sıradan kapkaççılık veya hırsızlıktan farklıdır. Dolandırıcılıkta işin içine zekâ ve yaratıcı yetenek de girer. Rol yapacaksınız, insan psikolojisinden anlayacaksınız, zamanlamaya dikkat edeceksiniz ve sizinle birlikte çalışan arkadaşlarınızla işbirliği yapacaksınız.
Her şeyi öyle ayarlayacaksınız ki, sonunda kurbanınız elindeki parayı veya değerli eşyayı kendi isteğiyle size verecek. Bunu sağlamak için insanların zaaflarından yararlanmayı çok iyi bileceksiniz.
Sülün Osman benim çocukluğumun unutulmaz dolandırıcısıydı. Saat Kulesi, Galata Köprüsü, Haydarpaşa Garı gibi yerleri satmakla ünlüydü. Hikâyeler ne kadar doğruydu bilmem, ama Sülün Osman destanında yerine oturmayan bir şeyler olduğunu düşündüm hep. Belki o dönemlerde 'İstanbul'un taşı toprağı altın' diye yatağı yorganı sırtına atıp soluğu İstanbul'da alan Anadolu çocuklarını kandırmanın kolaylığıydı Sülün Osman'ın zayıf yanı.
Türkiye milli dolandırıcısına Selçuk Parsadan'la kavuştu belki de. Askeri yetkililerin adını kullanarak koskoca Başbakan'ı dolandırmak öyle herkesin yapabileceği bir şey değildi. (Dolandırılan Başbakan da ekonomi profesörü olan bir kişiydi!) Bu olaydan önce, 'Başbakan'ı nasıl dolandırdım' konulu böyle bir senaryo yazsanız, 'Gerçekçi değil' diye kimseye kabul ettiremezdiniz.
"Tamam," demiştim Parsadan olayından sonra, "bundan daha cüretkâr, daha düş gücünü zorlayan bir dolandırcılık olamaz!"
Ama oldu işte! Geçenlerde Ankara'da Hacıbayram Camisi'ne devam eden cemaate musallat olan bir dolandırıcı şebekesi yakalandı. Vatandaşların milyonlarca dolarını dolandırmışlar. Hem de (haşa huzurdan) "Ben Allah'ım", "Ben Peygamber'im" diyerek.
"Aman Allah'ım" dedim bunu duyunca, "gelişmeler öyle hızlı ki, Selçuk Parsadan'ın bile pabucu dama atıldı!"
"Ben Allah'ım, Peygamber'im" diye insan soymak kimin aklına gelir ki?
Parsadan en fazla 'general' olmayı kurgulayabilmişti. Hacıbayram dolandırıcıları gidilebilecek son noktaya ulaşmışlar.
Bu olaylarda dikkati çeken iki şey var.
Birincisi, dolandırıcı, zamanında etkili olan, sorgulanamayacağına inandığı bir gücün arkasına sığınıyor.
İkincisi, insanların telkin altında kalma kapasitelerinin sonu yok.
Bence Hacıbayram olayı dolandırıcılık tarihine geçecek bir olaydır. Hasan Sabbah'ın yalancı cennetini saymazsak (ki o öykülerin gerçekliği tartışmalıdır) belki de en ilginç dolandırıcılık olayıdır. (Basın bu konuyu irdelese iyi ederdi.)
Dolandırıcılar elbette yakalanmalı ve cezasını sonuna kadar çekmelidir. Ama bu olaylara bakınca insan ister istemez soruyor: Dolandırılanların hiç mi kusuru yok? Allah'ın gelip kullarından para yardımı istemesi olacak iş midir?
Tabii bunlar basit ve sıradan dolandırıcılık olaylarıdır. Gene Allah'ın, Peygamber'in, bazen de ordunun adını kullanarak bütün milleti hemen her seçimde dolandıp oylarını alanlar var.
Onlarla nasıl baş edeceğiz, bilmem ki.